içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ZİMEM DEFTERİ

ZİMEM DEFTERİ

Sağ elin verdiğini, sol elin görmemesi, veya veren el alan elden üstündür. İslam’ın yardımlaşmaya verdiği önemi gösteren uygulamalardır. Zekat müessesi, sadaka kültürü toplumun bir düzen içerisinde yaşamasının temel düzenlerindendir. Kurallar yazılıdır ama, uygulayan olmadığında yazı olarak kalmaya mahkumdur. Osmanlı’da İslam’ın yaşanması teoride bırakılmamıştır. Hayatın her alanında uygulanmaya çalışılmıştır.

Osmanlı Devletinde Müslüman zenginler Ramazan Ayı geldiğinde tebdili kıyafetle,  şehrin rastgele mahallerine çıkar mahalle esnaflarını gezerlerdi. Zengin Müslüman girdiği herhangi bir esnafa veresiye (zimem) defterini çıkarmasını ister ve eline aldığı defterin rastgele sayfalarını açarak, açtığı sayfadaki şahsın borç rakamını esnaftan toplamasını isterdi. Defterin başından, ortasından, sonundan rastgele seçtikleri şahısların borç tutarları alınır ve toplam seçilen borç tutarını zengin, esnafa ödeyerek o borçları sildirirdi. Bazen de defterin hepsini öder ve herkesin borcunu öderlerdi.

Müslüman zengin esnafı tanımaz, esnafa borcu olan ve borcunu ödeyerek sildirdiği borçluyu tanımaz, borcu silinen kişi borcunu kimin ödediğini bilmez, sonuçta borç silinmiştir ama kimse kimseyi tanımaz. Sağ el, sol eli görmez. Osmanlı İslam’ı sayfalarda bırakmamıştır, gerçek hayatta yaşamıştır. Zimem defterine ilave, sadaka taşını da anlatalım.

SADAKA TAŞI

Dinimiz hali-vakti yerinde olanların fakirlere yardım yapmalarını emreder ve gelenekler bu yardımların gizlice verilmesini, alanların rencide edilmemesini gerektirir. "Çünkü bir yardım, ne alanı küçük düşürmeli, ne de veren için bir öğünme nedeni olmalıdır."

Eski İstanbul'da yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanılarak yapılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu.

İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.

İstanbul'un dört yerinde sadaka taşı vardı: Üsküdar'da Gülfem Hatun Camii'nin avlusunda, yine Üsküdar Doğancılar' da, Karacaahmet' te ve Kocamustafapaşa' daydı.

Bugün bu taşlardan sadece bir tanesi, Doğancılar' da dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.

POLİTİKACININ VEFALISI  (fıkra)

Yaşlı rahip emekli olunca,  bölgenin en ünlü politikacılarından biri onun emekliliği şerefine bir veda yemeği düzenlemiştir. Yemek davetine de bölgenin ileri gelenlerini davet etmiştir. Ancak kendi verdiği davet yemeğe geç kalmıştır. Politikacı gelinceye kadar kalabalığı oyalamak için yaşlı rahip kürsüye çıkmış ve anlatmaya başlamıştır. “Kasabaya ilk geldiğimde burası berbat bir yerdi. Bana ilk  günah çıkarmaya gelen şahıs, hırsızlık yaptığını, polise yalan söyleyerek hapisten kurtulduğunu, ailesini ve işyerini dolandırdığını, patronunun eşiyle aşk yaşadığını itiraf etmişti. Çalışma ve çabalarım sonucunda burası hayırla anılan bir yer haline dönüştü.

Rahip tam konuşmasını bitirdiği sırada yemeği düzenleyen politikacı nefes nefese içeri girip kürsüye fırlamış ve; “Geciktiğim için özür dilerim” demiş ve telaşla konuşmasına devam etmiş.

“Sevgili rahibimiz bu şehre geldiği gün onu terminalden alıp kilisemize getiren benim. Aranızda onun yardımı ile ilk günah çıkaran kişi olma onurunu da ben taşıyorum”…

Bu yazı 3057 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum