escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BAŞARILI PARTİLERİN SIRLARI-2

BAŞARILI PARTİLERİN SIRLARI-2

KİTLE HAREKETİ GELECEĞE İLİŞKİN UMUT VERMELİDİR

Mevcut düzen gözden düşürülmeden önce genellikle kitle hareketleri (siyasi hareketler) ortaya çıkmaz. Bir yönetim, yetki sınırlarını aştığı halde iktidarda kalabilmişse, o yerde ya aydın sınıfı yoktur, ya da iktidardakilerle söz ustaları (basın/gazeteci-yazar) arasında sıkı bir anlaşma vardır.

 -Kitle hareketinin hemen gerçekleşecekmiş gibi yakın umut vermesi halkı harekete teşvik eder.

Bu umut “Köşeyi döner dönmez hemen sonuç verecek” şekilde olmalı, vaatler buna göre belirlenmelidir. Hitler Versay esaretini derhal sona erdireceğini ve herkese iş bulacağını vaat etmiştir. Hristiyanlık ilk çıktığında kıyametin hemen kopacağını ve cennetin yakın olduğunu vaaz etmişti. İlk Bolşevikler ekmek ve toprak sözü vermişti. Jakobenler hemen gerçekleşecek özgürlük ve eşitlik vaat etmişti.

-Umut içinde yüzen bir siyasi parti üyelerinin davranışları ile umut kaybolduktan sonraki davranışları arasındaki fark, işbirliğinin ve beraberlik ruhunun umuda bağlı olduğunu göstermektedir.

Umutsuz olan insanlar bölünür ve çaresiz çıkar peşine düşerler.

-Geleceğe duyulan bir umut olmadıkça, mutluluk vaat etmedikçe hiçbir inanç etkili olmayacaktır. Güçlü olan da zayıf kadar ürkek olabilir. Önemli olan, güç araçlarına sahip olmaktan çok geleceğe duyulan inançtır. Geleceğe olan inanç ile birleşmemiş güç, statükoyu korumak için kullanılır. Geleceğe duyulan inanç, güç araçlarına sahip olmaktan daha önemlidir.

Diğer taraftan müfrit ümitler, güç ile desteklenmezse dahi, en pervasız cesareti yaratabilir. Çünkü ümitli kişi en saçma güç kaynaklarından da kuvvet alabilir; bir slogan, bir kelime, simge gibi.

-Daha iyi bir gelecek ümidi sağlamadan, şimdiki zamanı etkili bir şekilde kötülemek imkansızdır. İçinde yaşadığımız devrin kötülüklerinden ne kadar yakınırsak yakınalım, şayet geleceğin önerdiği ihtimal şimdinin daha da kötüleşmesinin ya da hatta değişmeyen devamı olacaksa, mevcut düzenle uzlaşma eğilimimiz kaçınılmaz olur; bu bizim için zor olsa bile.

-Parlak bir gelecek görüntüsünün ortaya koyduğu umut, cesaret vermek ve kendini unutmak için en kuvvetli bir kaynaktır.

Şimdiki zamanın değerinin düşürülmesinden daha kuvvetlidir. Bir kitle hareketi ölüm-kalım uğraşında olmasa bile, taraftarlarının aklını ve kalbini gelecek üzerinde toplamaya mecburdur. Umut olmaksızın, müşterek paylaşımı içeren kendini adama ve işbirliği olmaz.

 -Gelecek korkusu şimdiki düzene sarılmamıza, geleceğe duyulan inanç değişikliği kabul etmemize sebep olur.

Zengin ya da yoksul olsun, güçlü ya da zayıf, çoğuna ve azına ulaşmış herkes gelecekten korkabilir. Mevcut durum mükemmel gözüktüğünde ve en büyük beklentimizin bunun gelecekte de devam etmesi olduğundan değişiklik sadece kötüleşme anlamına gelir.

Bu yüzden; hayatı dolu ve mutlu yaşayanlar ile büyük başarıların insanları kökten değişikliklere karşıdırlar.

Hasta ve orta yaşını geçmiş insanların muhafazakarlığı da gelecek korkusundan kaynaklanır. Bunlar, çürüme belirtileri ararlar ve herhangi bir değişikliğin iyi olmaktan çok kötü olacağına inanırlar. Düşkün yoksulun da gelecek inancı yoktur. Gelecek onlara, içine mayınlı tuzaklar yerleşmiş yol gibi görünür. Kişi ihtiyatlı yürümelidir, bir şeyleri değiştirmek belayı aramaktır.

-Modern bir toplumda insanlar, ancak sürekli bir telaşla nefessiz kaldıklarından umutsuz yaşayabilirler.

-Bir ulus, hoşnutsuzluğu körüklenerek değil, büyük umutları tutuşturularak dönüştürülebilir.

Bir ulusu ya da dünyayı dönüştürmek isteyenler, bunu hoşnutsuzluğu körükleyerek veya hedeflenen değişikliğin makul ve arzu edilir olduğunu göstererek ya da halkı yeni bir hayat tarzına zorlayarak başaramazlar.

Onlar büyük umutları nasıl tutuşturacaklarını ve nasıl körükleyeceklerini bilmek zorundadırlar. Bu umudun cennet krallığı, dünya cenneti, dünya hakimiyeti, yağma ve sınırsız servet olması önemli değildir.

-Kitle hareketleri, şimdiki zamanı parlak bir geleceğe başlangıç aracı olarak belirterek değerden düşürürler.

Şimdiki zaman, mutluluk devresinin eşiğindeki paspastır. Dinsel bir harekete göre şimdiki zaman, cennet krallığına götüren bir sürgün yeridir. Sosyal bir devrim hareketine göre şimdiki zaman, ütopya’ya giden yoldaki ufak bir ara istasyondur; milliyetçi bir harekete göre şimdiki zaman, son zaferden önceki soysuz bir maceradır.

YENİ YOKSULLAR HER KİTLE HAREKETİNE KATILIR DURUMDADIRLAR

-Yeni yoksulların hayal kırıklığının yoğunluğu, onları her kitle hareketine katılır duruma getirir.

Hayal kırıklığının endişesi ile nabzı atanlar genellikle yoksulluğu pek eski olmayan “yeni yoksullardır”. İyi şeylerin hatırası damarlarında ateş gibidir. Onlar, doğmakta olan her kitle hareketine cevap veren miras dışı bırakılmışlar ve malları zapt edilmiş olanlardır.

-Yeni yoksullara işçiler, işsizler, kamu çalışanları, esnaf ve diğer kesimler dahil olabilirler.

Yeni yoksulların sayısal büyüklüğü, ekonomik ve sosyal yapıya ve bunlara ilişkin gelişmelere bağlı olarak değişir. Eskiden beri bu konuda göze çarpan kitle genellikle işçi sınıfı olmuştur.

Ancak yeni ortaya çıkan ve tüm kitleleri sarsan ekonomik zorluklar sonucu yeniden şekillenen başka kesimler de (işsizler, çiftçiler, kamu çalışanları, esnaf vb.) yeni yoksullara dahil olabilir. İşsizlerin, kendilerine bağış yapacaklardan çok umut satıcılarını takip etmeleri daha kuvvetli bir ihtimaldir.

SEFİL YOKSULUN BİR KİTLE HAREKETİNE KATILMA İHTİMALİ ZAYIFTIR

Bir kitle hareketine genellikle hoşnutsuz, hayal kırıklığına uğramış, hayatları savrulmuş insanlar yönelirler. Değişim isteyen bir kitle hareketine geniş bir katılımın genellikle yoksul kesimlerden olacağı düşünülür. Yoksullar bir kitle hareketinin, değişimci bir siyasi parti hareketinin doğal taraftarı gibi görülmemelidir. Yoksulluk, hoşnutsuzluk için temel etkenlerden biri olsa da, yoksulların sadece bu nedenle kısa sürede bir kitle hareketinin taraftarı veya sempatizanı olmaları beklenmemelidir. Bunun nedenleri:

 -Yoksul olan herkes hayal kırıklığına uğramış değildir.

Şehirlerin varoşlarında yaşayan yoksullardan bazıları kendi çürümüş hayatlarından şikayetçi değildirler. Alışkın oldukları çukur dışındaki hayat onların tüylerini ürpertir.

-Açlık sınırında olan sefil yoksullar sadece yaşamaya çalıştığından hayal kurmazlar ve bir kitle hareketinin çağrısı dışındadırlar.

Açlık sınırında olan sefil yoksulun hayatı amaç dolu bir hayattır. Güneşin doğuşundan batışına kadar sadece yaşamak için uğraşan insanlar keder beslemezler ve kurmazlar. Yiyecek ve barınak bulmanın ümitsiz uğraşıyla mücadele etmek, yararsızlık hissinden tamamen uzaklaşmak demektir.

Amaçlar somut ve acildir. Her yemek bir icraattır; tok karınla uyumaya gitmek bir zaferdir ve her beleş bir mucizedir. Sefil yoksulun var olmak için yaptığı mücadele dinamik bir etkiden çok statik bir etki yaratır.

-İnsanların büyük değişiklik teşebbüslerine paldır küldür dalmaları için oldukça hoşnutsuz olmaları; ancak aşırı yoksulluk içinde bulunmamaları gerekir.

Çevrelerindeki dünyanın ürküntüsü içinde yaşayan düşkün yoksullar bile değişikliğe sıcak bakmazlar. Açlık ve soğuk kapıya dayandığında hayat tehlikelidir. Bu yüzden düşkünler de imtiyazlılar gibi muhafazakar olurlar; sosyal düzenin devam etmesinde birinciler de ikinciler kadar önemli bir faktördür.

-Sefalet otomatik olarak hoşnutsuzluk yaratmadığı gibi hoşnutsuzluğun şiddeti, sefaletin derecesiyle doğru orantılı değildir.

 İnsanları isyan ettiren mevcut sıkıntılar değil fakat daha iyi şeylerin tadını almış olmalarıdır. Hoşnutsuzluğun derecesi, şiddetle arzulanan nesneye uzaklıkla ters orantılıdır. Bu, amacımıza yaklaşırken ya da ondan uzaklaşırken de böyledir.

-Kapalı bir grubun - bir kabile, kenetlenmiş bir aile, kapalı bir ırk ya da din grubu - üyesi olan yoksul, hayal kırıklığından uzaktır ve bu yüzden umut veren bir siyasi hareketin uzağındadır.

Bir kimse kendini ne kadar az, öz geleceğini yönlendirebilen ve hayattaki durumunu belirleyen tek sorumlu bağımsız bir birey olarak görürse, o kadar az yoksulluğunun kendi aşağılık durumunun bir delili olduğunu görür. Onu başkaldırıya kışkırtmak, daha fazla sefalet ve aşağılanma gerektirir.

Bu yazı 511 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI