içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İKNA EDECEKSİN..

                                                 İKNA EDECEKSİN..

Öncelikle unutmaman gereken bir gerçek var:

İktidarın yaşattığı olumsuzlukların hesabını muhalefetten soran seçmenlerin yaşadığı, yegane ülkedir Türkiyem..

Bunu bilecek buna göre hareket edeceksin.

Kolaydır, ‘Göbeğini kaşıyan, aptal, gerizekalı, cahil’ kelimeleri ile etiketlemek.

Ama bu tanımlarla etiketlediğine, gerçeği anlatamaz, ondan sandıkta destek alamazsın.

Sen ne dersen de, o senin kendisine tepeden baktığına inanır.

O senin kendisini küçümsediğini görür bilir.

O ezikliğinin acısını, başkalarının heybetinde, efeliğinde, külhanbeyliğinde unutmayı seçer, gerçekleri bir türlü kabullenmez, teselliyi ‘Eyy’ diye efelenenlerin höykürmesinde arar.

Ve sandığa giderken, içinde bulunduğu acı gerçeği görerek değil, senin o tepeden bakmışlığının intikamı için sana karşı kullanır oyunu.
O halde tek çözüm var.

Yönetenlerin uygulamalarını beğenmiyor ve ben daha iyi yönetirim diyorsan, tepeden bakmayı bir kenara koyacaksın, aptal, gerizekalı, cahil dediklerini küçümsemek, onlara tepeden bakmak yerine ikna edeceksin kardeşim.

Ekmeğinin her geçen gün nasıl küçüldüğünü gözüne sokacaksın mesela.

Verdiği oy ile zaten kendi geleceğini kararttığını, ancak çocuğunun da bu olumsuz yapının kararlarından dolayı zor bir hayat yaşayayacağına ikna edecek, inandıracaksın.

Kendi maaşına yılda 2 kez çay kaşığı ile zam yapılırken, marketteki peynire, manavdaki patatese, evinde yaktığı elektriğe yapılan zamların büyüklüğü yüzünden cebinden çıkan parayı rakamlarla ortaya koyacaksın mesela.

Onun çocuğu işsiz gezerken, iktidar ve avanesinin çocuklarının ballı kamu görevlerine paraşütle nasıl indirildiğini örneklerle anlatacaksın örneğin.

Ya da, onun çocuğunun iyi bir puan almasına ve üniversitede sıradan bir bölüme girmesine rağmen, birilerinin çocuklarının daha düşük puanla nasıl doktor-eczacı-avukat edildiğini anlatacak, “Senin oğlan ya da senin kız kaldırım mühendisi olurken, ondan az puan alanların doktor gömleğini nasıl giydiklerini” isim ve örnek vererek göstereceksin ona..

Veya, “Senin oğlan her gün iş ararken, filanın oğlu ballı villa parseline 100 bin yatırdı, bir haftada parası 500 bin lira oldu” diyecek bu büyük vurgunu gözüne sokacaksın.

Sabahları kapısını çalacağın çay ocağında bir simit-bir çaya şükredenlere, lüks salonlarda verilen görkemli kahvaltılardan örnekler sunacak ve “Sendeki umursamazlık devam ederse, çok değil 6 ay sonra ya simidi çaysız yiyecek, ya da çayı simitsiz içeceksin” diye uyaracaksın.

Semt pazarına gidecek, fiyat etiketleri karşısında, tezgahtaki ürünleri iç geçirerek izleyen Ayşe Teyzeyi bulacak, “Domates geçen yıl kaç liraydı şimdi kaç lira, senin emekli maaşın geçen yıl kaç liraydı, şimdi kaç lira?” diye soracak, sonra da ekleyeceksin “Sendeki umursamazlık devam ederse akşama toplamayı düşündüğün semt pazarının ezik ve atık meyvelerini kapışanlar o kadar çoğalacak ki, evine çürük domates bile götüremeyeceksin” diyeceksin.

Ya da maaş günü gerine gerine! kasaba girip, “Hanım, taze yiyelim diye 250 gram kıyma istedi” diyerek çaresizliğini bile kasaba izah ederken gizlemeye çalışan Mehmet Amca’ya soracaksın, “Amca ayda kaç kilo alabiliyorsun kıymayı?” diye.

Kısacası, muhalefet etmeyi bileceksin önce.

Sonra ülke gerçeklerini dile getirenlere sahip çıkacaksın mesela.

Yazılarından dolayı Adliyeyi komşu kapısı yapan gazetecinin yanında, her türlü zorluğa rağmen kalemini satmayan dürüst onurlu yazar ve sanatçıya arkasında olduğunu hissettireceksin mesela.

Genel merkezde pinekleyip Salıdan Salıya ahkam kesmek yerine, Meral Akşener gibi çıkacak il il gezecek, vatandaşın seni yanında hissettiğini göstermeyi başaracaksın örneğin.

Ülkenin basın-yayın kurumları iktidarın denetiminde diye havlu atmayacak, olan ile yetinecek, sesini duyurabileceğin platformlar yaratacaksın.
Ülkenin genel durumuna, Ayşe Teyze’nin, Mehmet Amca’nın baktığı pencereden bakabileceksin ki onlarla iletişim kurabilesin..

Ama kesinlikle onlara yalan söylemeyecek, olmayacak vaatlerde bulunmayacaksın.

Sakın bana, “Denedik fayda etmedi” deme.

Eğer senin dediğin gibi olsaydı, 2002’de kurulan bir parti o günden bu yana her seçimi kazanamazdı.

Ya da 2 yıl önce kurulan İyi Parti her geçen gün kamuoyu desteğini artırmazdı.

Konuk Yazar Ahmet ZORLU

Bu yazı 924 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum